1.12.06

en başa dönersek



dediğim gibi uzun süredir yazamadığımız için bu aralar özellikle doğum ve doğumdan hemen sonrası ile ilgili aklıma ne gelirse yazmaya karar verdim. Sonuçta oğlum bunu okuyabilecek yaşa geldiğinde sanırım bu ayrıntıları bilmek isteyecektir.
doğum 6 Temmuz 2006 saat 11:30'da normal doğum şeklinde oldu. Özellikle doktorum Murat Bey'e son ana kadar normal doğumda ısrarlı olduğu için teşekkür ediyorum. Tüm hamilelere de normal doğumu kesinlikle tavsiye ediyorum. Doğuma; varlığını Ayşe Arman'ın yazılarından öğrendiğim doğum fotoğrafçısı Şengül Pallı da girdi. Kendisi hemşire de olduğu için doğumda bana destek de oldu. Oğlum; ne yazık ki baban, tüm ısrarlarıma rağmen doğuma girmeyi istemedi. Neyse doğum sırasında yurtdışında olmadığı için şanslıyız.
Normal doğumun en güzel tarafı; oğlumu hemen kucağıma alabilmem oldu; o anı sanırım hiç unutamayacağım. Ağlamaya çalışan ama beceremeyen, buruşuk, kıpkırmızı suratlı, üzeri hala beyaz verniks kaplı küçüçük bir bebek... hem dışarıda kucağımda; hem de bir yandan göbek bağı ile hala bana bağlı.... O sırada ağlasam mı gülsem mi bilemedim. Bir yandan da sürekli doktora herşey yolunda mı, elleri ayakları tam mı gibi komik sorular da sormayı ihmal etmedim.
hastanede sadece 2 gece kaldık ve doğumgünüm olan 8 Temmuz sabahı hayatımın en güzel hediyesi oğlumla birlikte evimize geldik. Ne yazık ki oğlumun hemen kendine ait odası olamadı. Ağustos ayında eşyalarımız Paris'e doğru yola çıkacağı için; bu süre içerisinde oğlumuz anneannesinin özenle hazırladığı sepette konakladı.

Bu da annem ve babamdan

yaklaşık 3 aydır Paris'te yaşıyoruz. Şimdiye kadar düşündüklerimiz;

eksiler

- yollardaki anlamsız öncelikler (aradan gelen bir sokağın önceliği olması sebebiyle önünüze hiç bakmadan fırlayan arabalar, "stop" işaretlerini kollamassanız biriyle çarpışmanız işten değil)
- restoranlardaki iki kişilik masaların ancak evde TV seyrederek yerken kullandığımız tepsi büyüklüğünde olması ve iki kişinin dört kişilik bir masaya (bizim 2 kişilik masamız kadar olan) oturmasına izin vermemeleri
- yemek saatleri dışında açık bir restoran bulunmaması (öğleni kaçırdıysanız akşama kadar açsınız)
- benzinliklerde depoyu dolduran, camı silen kimsenin olmayışı
- sigaranın sadece "Tabac"larda satılışı ve onların da çok sık bulunmaması
- herkesin herkesle uzun uzun muhabbet etmesi (müşterinin kasiyerle, gişe görevlisiyle, eczacıyla, vs) sebebiyle sırada kişi başına 5-10 dakika beklemek
- TVde aynı kanalda bazı diziler için hem orjinal hem Fransızca izleme seçeneğine sahipken (nedenini bilmiyorum) bazı dizilerin sadece Fransızca yayınlanması
- Türklere ait olan herşeyin (beyaz peynir, yoğurt, vs) Yunan olarak satılması
- bir üstteki maddenin hatırlattığı; Fransızların büyük bir kısmının Türkiye hakkında Türklerin hala fes giyip develere binen, Arap alfabesi \nkullanan Araplar olduğunu düşünecek kadar cahil olması

artılar

+ kaldırımlarında iki sıra ağaçlık arasından yürüyebildiğin bulvarlar
+ yolların ve isimlerinin değişmemesi sebebiyle GPS sisteminin mükemmel çalışması ve sizi istediğiniz yere nokta atışıyla götürmesi+ şehir içinde, kolayca ulaşılabilen bol yeşillikli parklar
+ inanılmaz çeşitlilikte şarap ve peynir bulunması
+ yorulduğunda herhangi bir kafenin dışarıdaki masasına oturup kimse bakmayacağı için dinlendiğinde bir şey ödemeden kalkıp gidebilmek

30.11.06

artık yeni saçlarım var


uzun süredir yazamıyorduk blogumuza. taşınmaydı, yerleşmeydi derken günler su gibi akıp gitti. evimiz çok güzel oldu. artık kendi odam var; akşamları tekbaşıma yatıyorum. arada sırada annem gelip kontrol ediyor. zaten sürekli monitorle gözetleniyorum.