14.12.06

günlük programım





burası hergün yürüdüğümüz yol burası apartmanımızın girişi

Her sabah; yüzümün yıkanması, ağzımın karbonatla temizlenmesi ile güne başlıyorum. Arkasından gece boyunca gösterdiğim performans sayesinde neredeyse ağırlığı benim kadar olmuş bezimi annem yeni&kuru&hafif&temiz olanı ile değiştiriyor. Arkasından tadına bayıldığım ve kaşıkla haşır neşir olmamı sağlayan vitaminimi içip sabırsızlıkla beklediğim kahvaltıma geçiyorum: yaşasın anne sütü!!!
Sonra; annem bana astronot tulumumu giydirip atkı ve beremi de taktıktan sonra tüm Parisli bebekler gibi düşüyoruz yollara.

Burada sürekli bebek gezdiren bir ahali var sanki; çoğu zaman pusetlerdeki bebekler ile; gezdirenlerin rengi uyumsuz olunca işkillendim. Meğerse; burada 3-4 çoçuğa birden kendi evinde bakan bakıcılar varmış. Burada çoçuk bol olunca; ikizler, ücüzlere de sık rastlanıyor. İnanılmaz güzel; çoklu puset tasarımları var.
Versailles'da sokakta gezen herkesin elinde mutlaka tekerlikli birşeyler var; pazar arabası, puset, scooter, bisikler,roller blade gibi. Özellikle haftasonları ailecek bisikletle gezintiye çıkıyorlar. Çok güzel bir alışkanlık; çoçuklar daha küçücükten spora alışıyor, tembellik yapmıyor. Etrafta bu kadar çoçuk olmasına rağmen; sokaklarda " yavrum yapma etme", "yemeğini bitir dedim sana" ya da" oğlum dur ezilecektin" diye bağıran çağıran insanlar yok. Bu beni çok şaşırtıyor. Umarım ben de oğlumu bu disipline göre yetiştirebilirim.

11.12.06

haftasonu

Oğlum artık eline alabildiği herşeyi ağzına götürüyor. Hiçbirşey bulamazsa parmaklarını emiyor!






















Bu haftasonu; en sonunda üçümüze ait Paris'te çekilmiş bir fotoğrafımız oldu. (Burcu'ya teşekkürler)

Yeniyıla 2 hafta kala; özellikle ışıklandırma ve vitrin süslerini görmek için bu haftasonu Champs-Elysees'e gittik. Caddenin her iki tarafındaki elektrik direklerine asılmış bayraklardan, ışıklandırmayı Paris Belediyesi ile ortaklaşa GE'nin yaptığını anlayınca babamız çok sevindi.

Cadde çok hareketliydi; genelde pazar günleri dükkanlar açık olmamasına rağmen Aralık ayı boyunca birçoğu açık olduğundan alışveriş tüm hızı ile sürüyor.

Bu haftasonu Paris'te yaşam ile ilgili öğrendiklerim:
- hani Türkiye'de dışarıda gezerken çok tuvaletiniz gelir ve kendinizi en yakın Mc Donalds ya da Starbucks'a atarsınız ve direkt tuvalete gidersiniz ya ( yani en azından ben öyleydim); burada bunu yapamıyormuşuz; çünkü tuvalete girmek için şifre gerek.Bu şifre de satınaldığınız yiyecek&içeçek fişinin altında bulunuyormuş. Yani bedava tuvalet yok.
- elektrikli araba kullanımı olduğundan çeşitli binaların önünde bu arabaların şarj olabilmesi için prizler varmış. Şarj olan bir araba görür görmez fotosunu çekeceğim.
- burada postaneye giderken derin bir OH çekip gitmek ve içinden sürekli 10'a kadar saymak gerek. (bunu yaşayarak öğrendim) bu arada ilgilenenlere not; postanedeki görevliye derdimi çat pat da olsa fransızca anlatabildim.

8.12.06

fransızca

Bugün fransızca hocam beni ekti; sanırım bu dili öğrenmeme konusundaki inadım işe yaramaya başladı. Şaka bir yana fransızca gerçekten zor bir dil. Dersler şu şekilde gelişiyor: "genelde bla bla bla; ama şunlarda bunlarda bla bla bla bla bla". Yani istisnalar genel kuralı aşıp gidiyor; tam " yaşasın bir kural öğrendim en önemlisi de anladım" derken hemen " fakat" kelimesi ile kendinize gelip "zaten bu kadar kolay olamazdı" diyorsunuz.

Burada yaşadığımız ve heryerde fransızca ile haşır neşir olduğumuz için umarım öğrenmemiz çok uzun sürmeyecek. Burada digitürk benzeri çok fazla alternatif TV paketleri var; digitürkten farkları TV+telefon+ADSL hizmetini beraber sunmaları. Bizde de bunlardan bir tane var; ama İngilizce kanal olarak sadece CNN ve BBC Prime var; Türk kanalı ise hiç yok.

Neyseki; fransız kanallarında CNBC-E'de oynayan hemen hemen tüm diziler var; çoğu fransızca dublajlı da olsa bir kaç tanesi VO (version original). Biz dil öğrenme konusunda çok iddialı!!! olduğumuz için ingilizce dizileri bile fransızca altyazı ile izliyoruz.

Daha bebiş olmadan önce bile; müstakbel yavrumun ilk yabancı dil olarak Fransızca öğrenmesini hayal ediyordum; şimdi umarım bu hayalimi gerçekleştirebilirim. Tüm gün ona fransızca radyo kanalları dinletiyorum. Sanırım çoçuğunun "süper çoçuk" olmasını isteyen, çoçuğu o kurstan bu kursa taşıyan psikopat annelerden biri olma yolunda hızla ilerliyorum...

Bu arada burada Türk kanalımız olmamasına ve apartman uydu için çanak anten takmamıza izin vermemesine rağmen Digitürk'ün web üzerinden başlattığı Lig TV üyeliği sayesinde Turkcell Süper Lig'den mahrum kalmadık. Aman ne güzel!!!

6.12.06

ilklerim


Pazartesi gecesi babam, Brüksel'den aldığımız mama sandalyesini kurdu. Sonunda yatak ,puset,kucak üçlüsünden başka bir yere de oturmuş oldum; mama sandalyeme!!! Sanırım yakında anne sütünden başka şeyler de tatmaya başlayacağım, çok heyecanlıyım; umarım tatları annemin sütü kadar güzel olur da kusmak zorunda kalmam.

5.12.06

günlük yaşama dair



Daha buraya taşınmadan önce Fransa'daki kapıcılar acaba Türkiye'dekiler gibi midir?, kapıya bıraktığımız çöpü alıp; günde 1-2 kere kapımızı çalıp " Abla/yenge bir isteğin var mı?" diye sorup elimizi kolumuzu dolu gördüklerinde yardım etmek için önümüze atlayıp duran tipler midir diye merak etmiştim.
Buraya taşınır taşınmaz buradaki kapıcılar ile Türkiye'deki kapıcılar arasında dağlar kadar fark olduğunu gördüm.
Öncelikle burada çöpü kapıya koymak gibi bir kavram yok; çöp atma olayı çok zahmetli ve yeni taşınan birisi için oldukça karmaşık bir proses. Bu prosesi çözene kadar çöplerimizi; çöp poşetlerinde 1 hafta kadar garajda yer alan kavımızda saklamak zorunda kaldık. (kav: fransada çoğu apartman dairesinin bodrumda kendine ait şarap mahzeni olarak kullanılacak şekilde düzenlenmiş odaları var; bunlara kav deniyor. Nemi ve aydınlatması şarap muhafazası için ideal; büyüklüğü de neredeyse orta büyüklükte bir oda kadar)

Neyse çöplere dönersek; gündelik çöpleri küçük poşetler halinde; mutfakta yeralan çöp penceresinden aşağı atıyorsunuz. Sonra cam şişeleri; kapaklarını ayırıp sokaklarda yer alan cam geri dönüşüm kutularına atıyorsunuz. Plasik, teneke, kağıt ve kapakları ise; apartmanın garajında yer alan kutulara atıyorsunuz. Yani burada çöp toplama işini evin erkeği yapıyor çoğunlukla.

Dışarıda elinde sepet, pazar arabası vs. içi şişe dolu olan çok sayıda insan görmek mümkün.

Çöp toplama prosesinde kapıcıya rastlanmadığı gibi; elin kolun dolu olduğunda ya da puseti 3 basamak yukarı çıkarmaya çalışırken ya da en kötüsü bir elinle puseti basamaklardan yıkarı iteleyip diğer elinle poşetleri tutup aynı anda ağlayan bebeği sakinleştirmeye çalışırken de kapıcı; apartmanın girişindeki "ofis"inden sana bakıp Bonjour Madame demekle yetiniyor. Tüm bu "yardımsever"liğine rağmen yeni yıl arifesinde en az 75 EUR olması gereken bahşişini vermemiz gerektiği konusunda burada uzun yıllardır yaşayan arkadaşlarımız tarafından uyarıldık. Vermezsek ne olur çok merak ediyoruz; ama denemeye de korkuyoruz açıkçası.

Sanırım kapımıza gelip bir ihtiyacımız olup olmadığını sormadığını ; ya da en azından haftasonu kapımıza gazete bile bırakmadığını söylememe de gerek yok. Haftada 1 kapımıza geldiğinde sadece holdeki halıyı elektrikli süpürge ile süpürüyor o kadar. Burada arapsabunu ile haftada bir merdivenlerin silinmesi gibi bir durum da yok.

4.12.06

haftasonundan



bu haftasonu ilk derby maçımı izledim; gerçi sonuç hüsrandı ama olsun... annem ve babam ile birlikte formalarımızı giyip maç izlemek çok eğlenceli oldu. hem yine Paris'te yaşayan Burcu teyze ile Barış amca da geldi, sanırım beni çok seviyorlar. ben de onlara sürekli gülücük attım zaten !!!

1.12.06

en başa dönersek



dediğim gibi uzun süredir yazamadığımız için bu aralar özellikle doğum ve doğumdan hemen sonrası ile ilgili aklıma ne gelirse yazmaya karar verdim. Sonuçta oğlum bunu okuyabilecek yaşa geldiğinde sanırım bu ayrıntıları bilmek isteyecektir.
doğum 6 Temmuz 2006 saat 11:30'da normal doğum şeklinde oldu. Özellikle doktorum Murat Bey'e son ana kadar normal doğumda ısrarlı olduğu için teşekkür ediyorum. Tüm hamilelere de normal doğumu kesinlikle tavsiye ediyorum. Doğuma; varlığını Ayşe Arman'ın yazılarından öğrendiğim doğum fotoğrafçısı Şengül Pallı da girdi. Kendisi hemşire de olduğu için doğumda bana destek de oldu. Oğlum; ne yazık ki baban, tüm ısrarlarıma rağmen doğuma girmeyi istemedi. Neyse doğum sırasında yurtdışında olmadığı için şanslıyız.
Normal doğumun en güzel tarafı; oğlumu hemen kucağıma alabilmem oldu; o anı sanırım hiç unutamayacağım. Ağlamaya çalışan ama beceremeyen, buruşuk, kıpkırmızı suratlı, üzeri hala beyaz verniks kaplı küçüçük bir bebek... hem dışarıda kucağımda; hem de bir yandan göbek bağı ile hala bana bağlı.... O sırada ağlasam mı gülsem mi bilemedim. Bir yandan da sürekli doktora herşey yolunda mı, elleri ayakları tam mı gibi komik sorular da sormayı ihmal etmedim.
hastanede sadece 2 gece kaldık ve doğumgünüm olan 8 Temmuz sabahı hayatımın en güzel hediyesi oğlumla birlikte evimize geldik. Ne yazık ki oğlumun hemen kendine ait odası olamadı. Ağustos ayında eşyalarımız Paris'e doğru yola çıkacağı için; bu süre içerisinde oğlumuz anneannesinin özenle hazırladığı sepette konakladı.

Bu da annem ve babamdan

yaklaşık 3 aydır Paris'te yaşıyoruz. Şimdiye kadar düşündüklerimiz;

eksiler

- yollardaki anlamsız öncelikler (aradan gelen bir sokağın önceliği olması sebebiyle önünüze hiç bakmadan fırlayan arabalar, "stop" işaretlerini kollamassanız biriyle çarpışmanız işten değil)
- restoranlardaki iki kişilik masaların ancak evde TV seyrederek yerken kullandığımız tepsi büyüklüğünde olması ve iki kişinin dört kişilik bir masaya (bizim 2 kişilik masamız kadar olan) oturmasına izin vermemeleri
- yemek saatleri dışında açık bir restoran bulunmaması (öğleni kaçırdıysanız akşama kadar açsınız)
- benzinliklerde depoyu dolduran, camı silen kimsenin olmayışı
- sigaranın sadece "Tabac"larda satılışı ve onların da çok sık bulunmaması
- herkesin herkesle uzun uzun muhabbet etmesi (müşterinin kasiyerle, gişe görevlisiyle, eczacıyla, vs) sebebiyle sırada kişi başına 5-10 dakika beklemek
- TVde aynı kanalda bazı diziler için hem orjinal hem Fransızca izleme seçeneğine sahipken (nedenini bilmiyorum) bazı dizilerin sadece Fransızca yayınlanması
- Türklere ait olan herşeyin (beyaz peynir, yoğurt, vs) Yunan olarak satılması
- bir üstteki maddenin hatırlattığı; Fransızların büyük bir kısmının Türkiye hakkında Türklerin hala fes giyip develere binen, Arap alfabesi \nkullanan Araplar olduğunu düşünecek kadar cahil olması

artılar

+ kaldırımlarında iki sıra ağaçlık arasından yürüyebildiğin bulvarlar
+ yolların ve isimlerinin değişmemesi sebebiyle GPS sisteminin mükemmel çalışması ve sizi istediğiniz yere nokta atışıyla götürmesi+ şehir içinde, kolayca ulaşılabilen bol yeşillikli parklar
+ inanılmaz çeşitlilikte şarap ve peynir bulunması
+ yorulduğunda herhangi bir kafenin dışarıdaki masasına oturup kimse bakmayacağı için dinlendiğinde bir şey ödemeden kalkıp gidebilmek

30.11.06

artık yeni saçlarım var


uzun süredir yazamıyorduk blogumuza. taşınmaydı, yerleşmeydi derken günler su gibi akıp gitti. evimiz çok güzel oldu. artık kendi odam var; akşamları tekbaşıma yatıyorum. arada sırada annem gelip kontrol ediyor. zaten sürekli monitorle gözetleniyorum.

13.9.06

merhaba


ben sadece 10 haftalık bir bebişim; ama bundan sonra maceralarımı sizinle paylaşacağım :)
doğduğumda işte böyle birşeydim!!! annem beni hastaneden eve nasıl götüreceğini düşünürken daha şu 10 haftalık hayatımda İstanbul-Akçakoca-Çeşme-İzmir yollarını gittiğim gibi şimdi de Paris'e gitmeye hazırlanıyorum!





anneannem daha yeni bebek mevlüdümü okuttu; bütün akrabalarımı tanımaya çalışmaktan doğru dürüst ağlayamadım bile; herkes beni uslu bir bebek olarak tanıdı :)
pastam da çok güzeldi; süt bankam yani annem benim için de yedi!