30.10.08

40 Yıl




26 Ekim'de Babaannem ile Büyükbabamın 40. evlilik yıldönümünü hep birlikte kutladık. Dile kolay tam 40 sene; inşallah bu mutlulukları bir ömür sürer; darısı tüm çiftlerin başına. Babam ve amcam kutlama için hep birlikte bir Ağva tatili planladılar; bu sürprizi dedemler çok sevdi. Hava çok yağışlı olmasına rağmen biz çok eğlendik.





16.10.08

Yine Yeni Yeniden


Annem diyor ki;

"Uzunca bir süre ara verdim farkındayım; ama önceleri ev toplama&ev arama&taşınma&yerleşme sonra uzun bir Çeşme tatili derken aylar geçivermiş. İstanbul'a Ancak Eylül'ün başında dönebildik. Sonra da Ahmet Taylan'ı kreşe yazdırma derken işte Ekim oluverdi. Şimdi kısa kısa bizden haberlere geçiyorum;


İstediğimiz gibi bir ev bulabildik hem de tam 1 günde :) Çoçuklar için bahçesi var, oyun parkı ve havuzu var. Zayıflamaya çalışan ben için de bir spor salonu var ama tabii önce gitmek gerekiyor!!!

Ahmet Taylan Neşe Erberk Joyfull House'a gidiyor 6 Eylül'den beri; haftada 3 tam gün!!! Şimdilik çok memnunuz; kreşe gitmeye başladığından beri acayip bir dilli düdük oldu; bizi hergün şaşırtıyor kurduğu cümleler ile. Sanki tam gün çizgi film izliyor gibiyiz.

Mehmet Levent de tam 5,5 aylık oldu. Hala anne sütüne devam; henüz katı gıdaya geçmedik; gerçi geçen hafta biraz denedim ama çok başarılı olamadım; 6. aya kadar beklemeye karar verdim. Kahkaha atmaya başladı bücürük; oyuncağı elinden alınınca sinir yapıyor; hala ağır abi takılıyor.

İş konusunda hiçbir gelişme yok; zaten ben de bu kadar bekledim bari Mehmet Levent 9 aylık olana kadar beklemeye devam edeyim de süt sağma falan uğraşmak zorunda kalmayayım diyorum. Ama tabi bu arada can sıkıntısı, nasıl ben işi bıraktım krizleri, ya bir daha iş bulamazsam korkusu bana kafayı yedirtecek sanırım.Bir daha iş arama sürecine girecek olmak beni acayip sıkıyor; ben bunları zaten yapmıştım; çok da iyi bir yere gelmiştim; şimdi sil baştan bir sürü yeni mezun ile rekabet edecek olmak çok sinir bozucu. Eee ne yapalım kendimiz ettik; bulacağız bir çıkış yolu; yani umarım; yoksa ciddi kriz çıkacak evde.

Fransayı ben çok özledim; Mesut nötr bu konuda. Orası kesinlikle çoçuk yetiştirmek için süper bir ortammış da haberimiz yokmuş. Tekrar gidin deseler kesin giderim. Bunda oradaki arkadaşlarımı da özlemem çok büyük etken tabii."

23.6.08

Taşınma


Annem diyor ki;


"Yine yeni yeniden taşınıyoruz; bu evlendiğimizden beri 3. taşınmam; daha evleneli 3 sene oldu zaten!!!. Bugünün taşınmamızın ilk günü olmasından çok daha önemli bir özelliği var; tam 4 sene önce bugün sevgilimle tanışmıştık Daha dün gibi ama 4 seneye sığdırdıklarımız düşünülürse de senelerdir birlikteymişiz gibi. Bu 4 sene içerisinde nişanlandık, oturacağımız evi yaptırdık, evlendik, hamile kaldım, Fransa'ya geleceğimiz belli oldu, Ahmet Taylan doğdu, işi bıraktım, evi taşıdık, Paris'e yerleştik, yine hamile kaldım, Türkiye'ye döneceğimiz belli oldu, Mehmet Levent doğdu ve taşınıyoruz. İnşallah birarada daha nice nice seneler geçiririz, sağlıkla, huzurla, mutlulukla, böyle hareketli&bereketli, sıradanlıktan uzak, kıpır kıpır, sürprizli.
Fransızlar giderayak beni şaşırttı; sabah tam saat 08:00'de taşıma şirketi elemanları kapımızdaydı, inanamadım; hızlı çalışıyorlar gibi bakalım ne kadar sürecek toparlanmamız.
Dün akşam; buradaki arkadaşlarımız bizim için bir "pot de depart" yemeği yaptı; yani veda yemeği. Çok güzeldi; çok zarif bir hediye ile uğurluyorlar bizi; hiç unutamayacağımız dostlukları ile...
Bu akşamdan itibaren otelde kalacağız; cuma'ya da kısmetse İstanbul'a uçuyoruz. Taşınırken öyle valizimi alayım gideyim olmuyormuş, bir sürü evrak işi var. İstanbul'da da yoğun bir program bizi bekliyor, Mesut zaten gider gitmez işe başlayacak, ev bulmamız lazım ki eşyalar biran önce eve girebilsin. Umarım 2 çoçukla sorunsuz bir şekilde hallederiz tüm bunları. Neyse ki Ahmet Taylan bugün yarın okulda olacak, yoksa evi talan ederdi."


5.6.08

Hoşçakalın



Annem diyor ki;

" Yağmurlu bir Eylül akşamüstüsü görmüştük ilk kez Ahmet Taylan ile birlikte burayı yani Versailles'ı; sevgilim bizi eve getirmeden önce ufak bir tur attırmıştı; benim kafam daha çok evi nasıl yerleştireceğiz; nasıl temizleyeceğiz gibi düşüncelerle dolu olduğundan çok da etrafa bakamamıştım. Sonra evimize getirmişti bizi; henüz 2,5 aylık oğluşumla beraber. Evimize hemen içim ısınmıştı; zaten fotoğraflarını mail atmıştı bize önceden Mesut. Nasıl yaparız ederiz derken sevgili annecim, kocam ve ben haftasonunda evimizi temizlemiş,yerleştirmiş; hatta pazartesi akşamına mükellef bir sofra bile kurmayı başarmıştık.Ahmet Taylan da o küçüçük hali ile uslu durarak üzerine düşen görevi yerine getirmişti. Sonra annem gidene kadar; oğluşumla birlikte Versailles sokaklarını teker teker gezmiştik. Annem Türkiye'ye dönünce gerçek şoku yaşadım; işsizdim, bir bebeğim vardı, Paris'teydim ve kocamdan başka kimsem yoktu burada. Bu gerçeğin farkına varmamla birlikte bir de üzerine zona oldum sıkıntıdan ve yorgunluktan. Buradaki ilk 1,5 ayımızda Mesut hariç hiç kimseyle konuşmadan yaşadım diyebilirim. Neyseki sonradan sırası ile Barış&Burcu, Sibel&Harun, Derya&Serhat, Elmas&Hakan, Elvan&Özgür, Yasemin&Gökhan ile tanıştık da biraz sosyalleşebildim. Sevgililer günü hediyesi olarak arabamın da gelmesi ile sosyalleşme ile ilgili bir sıkıntım kalmamıştı. Ancak çalışmıyor olmak, sadece evde oturup çoçuk bakmak, yemek, temizlik yapmak beni hiç ama hiç kesmedi. Hala acaba doğru mu yaptım diyorum işi bırakıp buraya gelmekle kocamın peşinden; neyse artık bunun önemi yok zaten, ne yazık ki yeterince hırslı olamadım iş için.

Buraya 3 seneliğine gelmiştik ama hep zaman zaman en azından vatandaşlık alana kadar burada kalınır mı acaba diye düşündüm. Buranın sosyal imkanları çok çok iyi olmasına rağmen özellikle ben hep dönmek istedim.

Veeee sonunda 3. senemize girmeden Türkiye'ye, İstanbul'a dönüyoruz. Allah'ıma şükürler olsun ki ben kafayı sıyırmadan bu haber geldi.

Susuzluk da olsa, trafiği bezdirse de, elektirk de kesilse, kaldırımı bile olmasa, sürekli gürültü keşmekeş içinde de olsa İstanbul'u ancak İzmir'e değişebilirim. Anladım ki ben Avrupa insanı değilim.Buraların sürekli insanı boğan havasına, yağmuruna, deniz olmamasına, insanlarının soğukluğuna,bireyselliğine, ukalalığına, servisin heryerde her sektörde tek kelime ile iğrenç olmasına sinir olup durdum 2 yıl boyunca.

Tabii ki olumlu yanları da oldu burada yaşamamızın; Ahmet Taylan hayatının ilk 2 senesini çok şanslı geçirdi; ne yazık ki kardeşi sosyal açıdan o kadar şanslı olamayacak. Bizler burada hiç unutmayacağımız dostlar kazandık. Birazcık fransızca öğrendik, dünyanın heryerinde, birlikte olduktan sonra yaşayabileceğimizi öğrendik. Çoçuklarımıza da iyi birer örnek olacağız umarım; onların ufuklarını açması ve cesur olmaları için.

Sanırım Temmuz'dan itibaren Türkiye'de olacağız; herhalde İstanbul'a tam anlamı ile yerleşmemiz Eylül ayını bulur.

Yapılacak çok iş var ve bu sefer 2 küçük çoçuğum var, bakalım neler olacak."

27.5.08

Abi-Kardeş

Annem diyor ki;

" Günler su gibi akıp gidiyor; bebiş büyüyor; Ahmet Taylan ise kocaman oldu bile. Mehmet Levent'in hayatı emme, alt değiştirme, yıkanma, uyuma, gaz çıkarma şeklinde geçiyor şimdilik. Gece uykuları hala çok düzensiz; saat başı uyanıyoruz. Ben sürekli emzirme modundayım zaten; unutmuşum emzirmenin bu kadar vakit aldığını; neyse ki 4 aydan sonra düzene giriyordu diye hatırlıyorum; umarım yanılmıyorumdur. Ahmet Taylan ise sonunda çıt çıtlı bodylerinden kurtulup boxer- atlet moduna geçti ki; yeme de yanında yat kıvamında bir küçük adamcık oldu. Bu geçiş; tuvalet alışkanlığımızın birinci adımı. Zaten şu an en büyük boy bez bile küçük geldiği için ya çişini söyleyecek ya çişini söyleyecek!!! Yaz tatilimize az kaldı; o zaman bez de çıkacak inşallah. Artık elimizde vileda arkasından koştururuz küçük adamın.

Ahmet Taylan'da sanırım kardeş yüzünden şiddetli gece ağlamaları başladı; ne yazık ki çoçuklardan biri uyuyor diğeri uyanıyor. Mesut çok yardımcı oluyor geceleri; yoksa ben dayanamazdım zaten.

Umarım bu hafta Mehmet Levent'in pasaport ve nüfus cüzdanı işlemlerini halledeceğiz.

Derya'nın doğumu yaklaştı; bu haftasonu O'nun baby shower'ı olacak."

16.5.08

Lohusa Şerbeti





Annem diyor ki;

" Annemler gitmeden; buradaki tüm arkadaşlarımızla birlikte lohusa şerbetimizi de içtik.Darısı Mehmet Levent'in diş buğdayına inşallah. Bu arada arkadaşlarıma güzel hediyeleri için tekrar çok teşekkür ediyorum.Dün ilk defa 2 çoçukla çoçuk doktoruna gittik; sanırım bundan sonra teker teker gideriz; bayağı yorucu oldu çünkü."

12.5.08

Doğum Hikayemiz





Annem diyor ki;
" Doğum hikayemiz 2 Mayıs 2008 Cuma günü saat 08:00'de Clinique de Franciscaines doğum katında başladı. Ebe (sage femme) ben de herhangi bir sancı, kasılma, açılma olmadığını tespit ettikten sonra rahim ağzına jel yerleştirdi ve bekleyeceğimizi söyledi. Bu bekleme süresinin 2 güne kadar uzayabileceğini; bu süre içerisinde hastanede kalmam gerektiğini de belirtti. Yaklaşık 45 dk NST'ye bağlı kaldıktan sonra beklemek üzere kendi odamıza çıktık. Sevgilim öğlene kadar benimle kaldı; sonra nöbeti anneme devretti. Bende herhangi bir sancı başlamayınca öğlen yemek yememe ve 1 bardak su içmeme izin verdiler. Daha sonra saat 16:00'da tekrar NST odasına gittik bu sefer annemle. Bende hala tık yoktu ve moralim sıfırdı artık. Bir tek doğurmam gerekiyordu; onu da beceremiyordum. Bu arada sevgili arkadaşım Derya aradı ve tüm ısrarlarıma rağmen hastaneye geleceğini söyledi hatta madem doğuramıyorsun biz de oda da gün yaparız dedi. Sonra mucizevi bir şekilde ben hala NST'ye bağlı iken saat 16:30 gibi sancılarım başladı ve 3 dakikada 1 olacak şekilde. Hemen ebeyi çağırdık; ebe 3 cm'lik açılma var dedi. Derya yanımızdaydı ben hemen Mesut'u aradım; sevgilim 5 dk sonra odada yanımdaydı. Sancılar giderek ağırlaşıyordu. Ebe üzerime geceliğimi giydirerek beni doğumhaneye aldı. Yanımda Mesut vardı. Doğumhane dyince sakın aklınıza Türkiye'de herhangi bir özel hastanedeki doğumhane gelmesin. Burası normal bir oda gibi; sadece içinde biraz daha fazla alet var. Sancı çekerken kullanmak için pilates topu bile vardı içeride ama ben onu kullanmakta çok başarılı olamadım. Sancılar dakikada 1'e inene kadar sevgilim yanımda kaldı. Bu arada ebe tekrar epidural isteyip istemediğimi sordu; ben de tekrar hayır dedim. Sancılar dakikada 1'e düşüp açıklık 8 cm'e çıkınca yanıma Derya geldi. Burada doğumu tamamen ebe yönetiyor; doktor arada girip gelişmeye bakıyor; en son anda da gelip bebeği yakalıyor; içerisini toparlayıp çıkıyor. Ebemiz şansıma süperdi; hem ingilizce biliyordu; hem de çok tatlıydı. Sancı geldiğinde bana yapmam gerekenleri söylüyordu. Ancak bebeğin kafası hala yukarıdaydı ve dönmemişti. Bebeğin inmesine yardımcı olmak için ebe su kesemi patlattı; bu işlem acı vermiyor. Bu arada ben de sancı ile itmeye başlamıştım; ancak acı dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı ve ben acıdan itme işlemine odaklanamıyordum. Bu arada doktor geldi ve bana uyuşturucu isteyip istemediğimi tekrar sordu; ben de bu aşamadan sonra hala şansım var mı deyince tabii dedi. Ben de artık acıdan itmeyi beceremediğim için evet dedim ve 5 dk sonra belimden aşağısı uyuşmuştu. Epiduralden farklı bir anestezi verdiler; tek bir iğne yaptılar ve anında ayaklarım gitti, sonra hemen doktor girdi ve bebeği döndürdü zaten sanırım 5 dk sonra falan Mehmet Levent kucağımdaydı ve ben bacaklarımı hissediyordum. Bu arada oğlum doğar doğmaz üzerime kakasını yaptı. Benim gözlerim doğumhanede pediatrist, bebek hemşiresi gibi bişiler ararken; ebe bebişi kaptı ve doğumhane çantamdan çıkardıkları havlunun üzerine koydu, boyunu kilosunu ölçtü ve tekrar üzerime yatırdı. Ben dokturma pediatrist falan gelmeyecekmi diye sorunca doktor yüzüme tuhaf tuhaf baktı ne gerek var; hastanede kaldığın süre içerisinde zaten bebeğe bakacak dedi. Türkiye'de doğum yapmış olanlar yaşadığım şoku anlayabilir ancak. Burada bebeği ilk gün yıkamadıkları için o geceyi öyle pislik içerisinde geçirdik anne&oğul. doğum 20:15'de olmasına rağmen bizim odaya çıkışımız gece yarısını buldu. Burada normal doğum sonrası hastanede 4 gece kalınıyor. Neyseki anneciğim benimle kaldı da ben çıldırmaktan kurtuldum. Bebişin 4. gün kilo almaya başladığını görünce bizi bıraktılar neyse ki. Zaten biraz daha kalsam hastanede; kesin olay çıkacaktı. Ben bu kadar suratsız; bu kadar düz mantık insanı birarada görmedim. Hele bir bebek yıkayışları vardı ki; onu görünce cinlerim tepeme çıktı. Lavaboyu su ile dolduruyorlar; sonra bebeiği dışarıda, kuru kuru şampuanlayıp suya daldırıp çıkarıyorar. Şaka gibi yani. Neyse şükürler olsun ki ikimiz de sağ salim hastaneden çıkıp evimize gelebildik.

Bu arada annemin el emeği kapı süsümüz ve anneanneciğimin göz nuru minik patik bebek şekerlerimiz bir anda hastanede olay oldu. Doktorum başta olma üzere tüm hemşireler, rahibeler tek tek gelip bunları sordu. Anneme ve anneanneme tekrar tekrar teşekkürler."



3.5.08

"ABİ" oldum....

















Heeyyyooooo!!!!
Sonunda "abi" oldum. Kardeşim Mehmet Levent (verdiği yanlış alarmlar yüzünden) annem ve babamı erken beklentiye sokmakla kalmayıp, beklenen tarihten 5 gün sonra da gelmeyince doktor onu hareketlendirmeye karar verdi de, o da sonunda geldi. (En azından iş sezeryana kadar gitmedi) Mehmet Levent baktı ki onu orada bırakmayacaklar, erkeklik bende kalsın deyip 2 Mayıs 2008 Fransa saati ile saat 20:15'te aramıza katıldı.

Herhalde içerde yeterince büyüyüp/güçlenip bana kafa tutmak mı istedi ne?, tam 57 cm ve 4.6kg olarak çıktı kardeşim.

Neyse, ne yaparsa yapsın benim ilk çocuk olma gerçeğimi değiştiremez. Bugün ilk defa Mehmet Levent'i görmeye giderken (haddini bilsin diye) "I'm the Big Brother" yazılı t-shirt'ümü giymeyi de ihmal etmedim.
O da pek fena değildi, bana oyuncak falan getirmiş, beğendim..

Neyse siz şimdi Mehmet Levent'in fotoğraflarını merak ediyorsunuzdur, onlara bakın....




















29.4.08

40+2

Annem diyor ki;

" Hala doğuramadım. Cuma günü sabah hastaneye yatacağım; doktor indüksiyon başlatacak. Umarım herşey yolunda gider. Doktorum bebek olmadan hastaneden çıkmayacağımı söyledi. Bu sefer niye böyle oldu anlayamıyorum; sanırım kendimi çok kastım."

24.4.08

39+4

Annem diyor ki;

" Hala doğurmadım... Artık düşünmemeye çalışıyorum doğumu; sanırım kendimi strese soktum; bebiş içime kaçtı. Haftada 2 kere ebe tarafından NST'ye bağlanıyorum; herşey normal görünüyor. Anormal olan benim artık bir dev olmam; ayaklarım korkunç şişti; yerimden kalkmak bile istemiyorum.Umarım doğumum kendiliğinden başlar; Allah'ım ne olur beni; dilini bilmediğim bu uyuz memlekette suni sancı; sezeryan gibi karmaşık meseleler ile karşı karşıya bırakma ne olur..."

18.4.08

38+5


Annem diyor ki;

" Hala doğurmadığım için elim nedense yazmaya da gitmedi. En son Çarşamba günü doktor kontrolüne gittim; amniyotik sıvı miktarını ölçümlemek için 9 aydır ilk defa bu kadar detaylı bir ultrason yaptı; neyse ki her şey normal dedi de rahatladım. Aslında ikimiz de ana dilimiz olmayan bir dilde anlaşmaya çalıştığımızdan hiç bir zaman %100 emin olamıyorum dediği şeylerden. Doktor hasta arasındaki güvensizlik en kötü şey; Allah kimseyi dilini bilmediği memlekette doktora muhtaç etmesin. Yarın da ebe ile (sage femme) NST randevum var; daha önceki hamileliğimde buna gerek kalmamıştı; biraz korktum ama ne yapalım. Artık hamile olduğumu düşünmemeye çalışıyorum; belki rahatlarsam doğum olur diye. Bu arada acayip ödem yaptım; ayaklarımı tanıyamıyorum artık.

Neyse ki annemler geldi de Ahmet Taylan'ın canı çok sıkılmıyor. Bızdığımızın yeni kelimeleri;

o-tur: hem kalk hem otur anlamında kullanıyor beyefendi; el hareketi de var buna eşlik eden
do-dum: oğlum doydun mu diye sorunca heceleyerek bir cevp verişi var ki; yemelik tam
ba-ba: babasını her akşam camda bekliyor oğlum; bahçede görünce çılgınca baba diye bağırmaya başlıyor.
a-ba: araba anlamında kullanıyoruz
puf-paf: Bahriye teyzemiz tren anlamında öğretmiş, Bulgaristan'daki trenler böyle ses çıkarıyormuş
da-di/na-di: her türlü ambulans, polis arabası, polis motorsikleti, itfaiye için. sesi işitince önce bir an duraklıyor; duydun mu gibilerinden bana bakıyo; sonra hemen pencereye koşuyor ve çgınca bağırmaya başlıyor. Versailles da sanki New York; sürekli bir siren sesi var sokaklarda...
mo: bizim bildiğimiz mö; yine Bahriye teyzesinden
mav: miyav
hov hov: hav hav
tik tak: saat gördük mü hemen tik tak "

7.4.08

7 Nisan 2008- Paris



Yorumsuz; ama ağlamak istiyorum ben

1.4.08

Ordan Burdan Şurdan


Annem diyor ki;

"Hafta içi sabahları; büyük kuzucuğumun kahvaltısı 1 muz,300 ml süt ve bebe cereals karışımı oluken; haftasonları ise; 1 bardak nesquikli süt,2 haşlanmış yumurta, 1 babybel peynir ve bir dilim ekmek oluyor. İşte fotoğraf; oğlumun nesquikli sütü içtikten sonraki komik ötesi hali!!!Babasının deyimi ile Kerem Alışık olmuş minik fare.

Bu haftasonu pazar günü sevgili Lara'nın katıldığı yarışmayı izledik, oğlum artık atlar ile içli dışlı oldu; yaşı geldiği zaman umarım binmekten korkmaz.



Biraz sonra anestezi uzmanı ile randevuma gideceğim. Sanırım epidural istemediğimi söyleyeceğim; bakalım adamın tepkisi ne olacak. Neden diye sorarsa; size hiç güvenmediğim için dersem ne olur acaba? En iyisi iğneden korkuyorum derim artık.Tabii bütün bu diyaloğu yapabilmemiz için gerek şart doktorun ingilizce biliyor olması yoksa ortada bir diyalog da olmayacağından zaten problem kalmıyor!

Hastane valizimin içine koyacağım şeyler hemen hemen hazır; sadece valize yerleştirme kısmı kaldı.Buradaki kızlar haftaya bana bir baby shower ayarlıyorlar; çok mutluyum; çünkü ilk doğumda taşınma telaşı, işten ayrılma falan derken böyle bir organizasyon olayına girememiştik.

Geçen sefer; 32. haftadan sonra doktor araba kullanma demişti artık. Tabi İstanbul'da araba kullanmamak kolay; elini kaldırmasan bile önünde taksiler kuyruk oluyor; hele bir de karnın burnundaysa. Buradaki doktorum Allahtan böyle bir yasak koymadı yoksa halim nice olurdu; burada taksi namına bir araç yok çünkü sokaklarda. Internetten market alışverişi yapmak için de uzay mühendisi olmak gerektiğinden (bugün ooshop.fr'dan market alışverişi yapayım dedim; bir baktım ki livrasion tarihi 2 Nisan akşamüstü;yuh deyip kapattım olayı); günlük gereksinimler ve Ahmet Taylan'ın sosyalleşme aktiviteleri için araba kullanabiliyor olmam gerek son ana kadar."

27.3.08

35+4

Annem diyor ki;

" Bu cins memlekette hamilelik dönemi de 41 hafta sürüyormuş; dün öğrendik. Bilenler bilir; hamilelik 40 hafta üzerinden hesaplanır; buna göre bizim beklenen tarih 27 Nisan; dün doktorum beklenen tarih 2 Mayıs deyiverince bayılacaktım. Nasıl yani diye sorunca da Fransız ekolüne göre hamileliğin 41 haftada termine ettiğini Amerikan ekolüne göre ise bu sürenin 40 hafta olduğunu söyledi. Biz Türküz o zaman kaç haftada anlaşırız dedim ama bir cevap alamadım. Şaka bir yana bu millet gerçekten CİNS.Bir de bir önceki hamileliğimde hiç de haberdar olmadığım B grubu streptokok testi istedi ki benim gerilen sinirlerim kopma noktasına geldi artık. Zaten; her ay 1damla kan almak için kolumu mosmor yapan bu insanlara gıcığım; doğum yaklaştıkça iyice güvenim sarsılıyor. Haftaya salı günü de ırkçı olduğunu; daha önce bu klinikte doğum yapmış 2 arkadaşımdan bildiğim anestezi uzmanı ile randevum var; umarım ters bir laf etmez; zaten çatacak yer arıyorum. Burada doğum yapacağımdan ötürü kendimi güvende ve rahat hissedemiyorum ne yazık ki; umarım hislerim beni yanıltır ve herşey iyi gider. Doğuma fotoğrafçı da giremeyecek; halbuki geçen sefer Şengül Pallı bana o kadar yardım etmişti ki; çektiği birbirinden güzel fotoğraflar da yanıma kar kalmıştı. Neyse bu aralar biraz sinirli ve çokça heyecanlıyım. Bir sonraki doktor randevumuz 37+3'de. Ahmet Taylan da büyük günün yaklaştığını anladı sanırım; üzerimden inmiyor kuzucuk. Ben O'nu bırakıp nasıl hastaneye gideceğim bilemiyorum."

26.3.08

Kilooooo

Annem diyor ki;

" Sanırım; göğsümü gere gere 2. hamileliğimde 30 kg aldım diyebileceğim soranlara. Duba gibi oldum resmen; akşam üzeri doktor randevum var; son 2 sefer bana diyetisyen randevusu al demesine rağmen ben kılımı bile kıpırdatmadım. Acaba bana ne kadar kızacak? Zaten bu fransızlar kilo konusunda acayip takıntılı; doktorumun gözleri yuvalarından fırlayacak beni muayene ederken. Ne yapabilirim çalışmayıp evde oturunca sürekli yemek yapıp yedim işte; hamilelik hayırlısı ile sona erince vereceğimi ümit ediyorum. Zaten gelmişim 32 yaşına; bir daha ne zaman bu kadar kilo almaya hakkım olur ki değil mi?"

12.3.08

İstanbul

Annem diyor ki;

"Sabah sabah blog okumalarımı yaparken; bir blogda rastladığım bu cümleye aynen katılıyorum: "İstanbul'dan bıkmayı özledim". Akşamları işten eve dönerken trafiğine sövmeyi, hafta sonu özellikle hava güzelse Bebek- Arnavutköy hattında kahvaltı edecek bir yer ararken park yeri için çıldırmayı, sabahları işte kepekli ekmeğe çift kaşarlı yağsız tost yemeyi, sokaktan simit almayı, arabamı otoparka bıraktığımda iç-dış olsun diyebilmeyi, her adım başında starbucks'dan çift çikolatalı muffin alabilmeyi, gecenin bir köründe canımın çektiği şeyi telefonla sipariş edebilmeyi, yapacak hiçbirşey olmasa bile sahile inip bir çay içmeyi, Abbas'da waffle yemeyi, aylak aylak alışveriş merkezi gezmeyi, internetten market alışverişi yapmayı, internetten yemek sipariş edebilmeyi, Nişantaşı'nı; kısaca İstanbul'da yaşamayı çok özledim ben yaaaa. Biliyorum 2 çoçukla İstanbul'da yaşamaya başladığımın ilk günü buraya geri dönmek isteyeceğim büyük ihtimalle ama olsun; ne onunla ne onsuz yaşanmıyor işte."

11.3.08

İlk Bulaşıcı Hastalığımız

Annem diyor ki;

" Suçiçeği olduk!!! Evet; tam da hamileliğimin 34. haftasında büyük kuzumuz suçiçeği oldu. Önce burnunda sivilce sandığım bir kızarıklık oldu; 2. gün gövdesinde kızarıklıklar gördüm ama kötüye yormak istemedim; ama bugün doktorumuz kesin tanıyı koydu; maalesef suçiçeği!!!. Daha 20 aylık benim kuzucuğum yaa; çok erken değil mi falan dedim ama doktor normal olduğunu söyledi. Neyseki ben küçükken geçirmiştim de risk yok. Allahtan bebiş doğmadan atlatacak inşallah bu hastalığı yoksa işimiz çok zordu. Sanırım Ahmet Taylan; Türkiye'deki yaşıtları arasında bu hastalığı ilk geçiren çoçuk ünvanını alacak; herhalde kreşten bulaştı"

10.3.08

33+1


Annem diyor ki;


"Eveet; sonunda 34. haftanın içine girdik çok şükür. Geçen hafta son ultrasonum girdim; ama doktorum hem benim hem bebişin kilosunu fazla bulduğu için extra'dan bir ultrason daha icat etti. Tabii ki bu durumdan hiç şikayetçi değiliz; zaten burada ultrasonun sayı ile olması gayet moral bozucu; bunu ancak hamile kişiler anlayabilir. Doğum yapacağım klinikteki; doğum katını gezdim nihayet; sonuç hayal kırıklığı&muz kabuğu. Türkiye'de doğum yaptığım hastanede kaldığım odanın tam 1/3'ü kadar bir oda. Ancak ben ve sevgilim sığarız yanlamasına. Klinikten doğum için istenenler listesine bakınca zaten şok geçirdik; bir tek tuvalet kağıdı istememişler sağolsunlar; geri kalan herşey bizden; ayrıca Türkiye'de doğumdan 1 hafta sonra rutin olarak yapılan işitme testi de burada isteğe bağlı. Ağlamak istiyorum; ama artık çok geç. Bazen ne işim var benim burada diye düşünsem de artık geçti Bor'un pazarı durumları. Artık tek tesellim ve beklentim inşallah annemlerin buraya gelişi; o zaman birazcık doğum havasına giricem herhalde.


Acaba Ahmet Taylan kardeşi eve gelince ne yapacak; şu aralar hep bunu düşünüyorum; umarım benden soğumaz; eve başka bebek getirdim diye.


Bu arada burada yapacak başka bir işim olmadığından yemek yapma becerilerimi bayağı geliştirdim; sanırım bu hamileliğimde bu kadar çok kilo almamımın sebebi çalışmayıp evde oturmam bir de üstüne sürekli yemek yapmam."




9.2.08

Düğün


Annem diyor ki;


" Bugün canım arkadaşım; kardeş gibi sevdiğim, güzeller güzeli Esra'cım evleniyor. Yanında olamadığım için; sadece düğün günü için değil; tüm bu süreçte; çok ama çok üzgünüm.Sevgili Murat ile çok ama çok mutlu olsunlar!!!"


6.2.08

28+3. hafta

Annem diyor ki;

" 19 aydır sakındığım şey başıma geldi; Ahmet Taylan; haftada 2 gün kreş 1 gün bebek jimnastiği şeklinde ki sosyalleşmelerinden sonunda gözüne iltihap bulaştırmayı başardı.Bu akşam doktoruna gideceğiz; umarım kötü bir şey söylemez. Sanırım bu iltihapta benim mikrop friendly yaklaşımımın da rolü var; yani yere düşsün ne olacak; çamurda oynasın çoçuk bu şeklinde davranınca böyle oluyormuş ama olsun yine de çok vazgeçmeye niyetim yok bu stilden. Nasıl olsa bu mikroplar ile en geç ilkokulda tanışacaktı; biraz erken tanıştırdık o kadarcık; evde steril; el bebek gül bebek, dünyadan birhaber büyümesinden iyidir herhalde.

Şu aralar en takık olduğum konu Mehmet Levent de Ahmet Taylan ile aynı imkanlara sahip olabilecek mi diye düşünüp kendi kendimi yiyip bitirmek. Bu arada Mehmet Levent 2. kuzunun ismi olacak inşallah. Yani nedir bu imkanlar; geniş,yeşil caddeler, parklar, egzossuz bir yaşam, fransızca&ingilizce&türkçe üçgeninde büyümek, anne ile sınırsız vakit geçirme falan filan. Bakalım zaman ne gösterecek...

Biz bu arada 29. haftamıza girdik; ben kendimi aştım bu sefer; daha doğuma 2,5 ay olmasına rağmen 17 kg almış durumdayım!!! Doktorum şoklarda, ben nefes alamıyorum; hala su içemiyorum; greyfurt suyu ile yaşıyorum, tansiyonum bir iniyor, bir çıkıyor. Hadi bakalım hayırlısı

Doğum hazırlıkları tam gaz gidiyor; anneannem minik patiklerimizi tamamlamış bile; ben içlerine koymak için rengarenk badem şekerlerini, buradaki Arap marketinden aldım. Annem; hastane kapısı için süsümüzü bu sefer kendisi yapıyor; çok güzel görünüyordu kamaredan. Ucuzluklarda GAP Baby'de ne varsa aldım sanırım... Ahmet Taylan'ı da unutmadım tabii.

Babamızın yine muhtemel doğum tarihinde yanımda olamama ihtimali var; geçen sefer de böyle bir ihtimal vardı; son ana kadar da netlik kazanmamıştı; yine öyle olacak sanırım. Zaten alıştım bu belirsizliklere; hayatımın kocama endeksli olmasına.... Eeee kendin çalışmayıp böyle "dependent" (expat literatüründe ben ve çoçuklar bu kelime ile ifade ediliyoruz işte) durumunda olursan olacağı bu işte...

3. ve sonunca ekografimiz Şubat sonunda; merakla bekliyoruz. Sonra doktor doğumun başlayıp başlamadığını, bebeğin pozisyonunu falan meditasyon yöntemi ile anlayacak herhalde; merak ile bekliyorum açıkçası. İlk doğumu Türkiye'de yaptıktan sonra; buradaki sistem gerçekten bana köyde yaşasam bu kadar olurdu herhalde dedirtiyor.Neyse ki burada doğuran ve hiç problem yaşamayan bir sürü arkadaşımız var da rahatlıyorum biraz. Yoksa her an doğum için apar topar Türkiye'ye gitmeyi göze almış durumdayım.Kendime Mart'ın ortasına kadar süre veriyorum; sonrası yolculuk için riskli olacak çünkü"

8.1.08

25.hafta


25.haftadayız. Deli gibi kilo alıyorum; midem hala bulanıyor. Sanırım; doktorum bu toparlak halime daha fazla dayanamayacak; fransız kadınlarını gördükçe sinirim tepeme çıkıyor; hamile versiyonları futbol topu yutmuş gibi geziniyor ortalıkta....


25 Aralık'ta sevgilimin doğumgününü sürpriz bir parti ile kutladık, herşey için Derya&Serhat'a teşekkür ediyoruz.


Yarın burada ucuzluklar başlıyor; bakalım ne kadar çıldıracağım.


Oğlum; her pazar sabahı babası ile birlikte bebek jimnastiğine gidiyor; izlemesi süper eğlenceli




2008











2007 yılbaşına ailelerimiz ile birlikte Ankara'da girmiştik; bu sefer hazır Paris'te yaşarken Noel kutlamalarını, cadde&vitrin süslemelerini doya doya yaşamak ailelerimizi yılbaşında buraya davet ettik; onlar da sağolsunlar geldiler ve süper&kalabalık&bol yemekli&bol tatlılı&bol hediyeli&bol süslü bir kutlama ile 2008'e girdik. Şüphesiz bu durumdan en çok faydalanan Ahmet Taylan oldu.