23.6.08

Taşınma


Annem diyor ki;


"Yine yeni yeniden taşınıyoruz; bu evlendiğimizden beri 3. taşınmam; daha evleneli 3 sene oldu zaten!!!. Bugünün taşınmamızın ilk günü olmasından çok daha önemli bir özelliği var; tam 4 sene önce bugün sevgilimle tanışmıştık Daha dün gibi ama 4 seneye sığdırdıklarımız düşünülürse de senelerdir birlikteymişiz gibi. Bu 4 sene içerisinde nişanlandık, oturacağımız evi yaptırdık, evlendik, hamile kaldım, Fransa'ya geleceğimiz belli oldu, Ahmet Taylan doğdu, işi bıraktım, evi taşıdık, Paris'e yerleştik, yine hamile kaldım, Türkiye'ye döneceğimiz belli oldu, Mehmet Levent doğdu ve taşınıyoruz. İnşallah birarada daha nice nice seneler geçiririz, sağlıkla, huzurla, mutlulukla, böyle hareketli&bereketli, sıradanlıktan uzak, kıpır kıpır, sürprizli.
Fransızlar giderayak beni şaşırttı; sabah tam saat 08:00'de taşıma şirketi elemanları kapımızdaydı, inanamadım; hızlı çalışıyorlar gibi bakalım ne kadar sürecek toparlanmamız.
Dün akşam; buradaki arkadaşlarımız bizim için bir "pot de depart" yemeği yaptı; yani veda yemeği. Çok güzeldi; çok zarif bir hediye ile uğurluyorlar bizi; hiç unutamayacağımız dostlukları ile...
Bu akşamdan itibaren otelde kalacağız; cuma'ya da kısmetse İstanbul'a uçuyoruz. Taşınırken öyle valizimi alayım gideyim olmuyormuş, bir sürü evrak işi var. İstanbul'da da yoğun bir program bizi bekliyor, Mesut zaten gider gitmez işe başlayacak, ev bulmamız lazım ki eşyalar biran önce eve girebilsin. Umarım 2 çoçukla sorunsuz bir şekilde hallederiz tüm bunları. Neyse ki Ahmet Taylan bugün yarın okulda olacak, yoksa evi talan ederdi."


5.6.08

Hoşçakalın



Annem diyor ki;

" Yağmurlu bir Eylül akşamüstüsü görmüştük ilk kez Ahmet Taylan ile birlikte burayı yani Versailles'ı; sevgilim bizi eve getirmeden önce ufak bir tur attırmıştı; benim kafam daha çok evi nasıl yerleştireceğiz; nasıl temizleyeceğiz gibi düşüncelerle dolu olduğundan çok da etrafa bakamamıştım. Sonra evimize getirmişti bizi; henüz 2,5 aylık oğluşumla beraber. Evimize hemen içim ısınmıştı; zaten fotoğraflarını mail atmıştı bize önceden Mesut. Nasıl yaparız ederiz derken sevgili annecim, kocam ve ben haftasonunda evimizi temizlemiş,yerleştirmiş; hatta pazartesi akşamına mükellef bir sofra bile kurmayı başarmıştık.Ahmet Taylan da o küçüçük hali ile uslu durarak üzerine düşen görevi yerine getirmişti. Sonra annem gidene kadar; oğluşumla birlikte Versailles sokaklarını teker teker gezmiştik. Annem Türkiye'ye dönünce gerçek şoku yaşadım; işsizdim, bir bebeğim vardı, Paris'teydim ve kocamdan başka kimsem yoktu burada. Bu gerçeğin farkına varmamla birlikte bir de üzerine zona oldum sıkıntıdan ve yorgunluktan. Buradaki ilk 1,5 ayımızda Mesut hariç hiç kimseyle konuşmadan yaşadım diyebilirim. Neyseki sonradan sırası ile Barış&Burcu, Sibel&Harun, Derya&Serhat, Elmas&Hakan, Elvan&Özgür, Yasemin&Gökhan ile tanıştık da biraz sosyalleşebildim. Sevgililer günü hediyesi olarak arabamın da gelmesi ile sosyalleşme ile ilgili bir sıkıntım kalmamıştı. Ancak çalışmıyor olmak, sadece evde oturup çoçuk bakmak, yemek, temizlik yapmak beni hiç ama hiç kesmedi. Hala acaba doğru mu yaptım diyorum işi bırakıp buraya gelmekle kocamın peşinden; neyse artık bunun önemi yok zaten, ne yazık ki yeterince hırslı olamadım iş için.

Buraya 3 seneliğine gelmiştik ama hep zaman zaman en azından vatandaşlık alana kadar burada kalınır mı acaba diye düşündüm. Buranın sosyal imkanları çok çok iyi olmasına rağmen özellikle ben hep dönmek istedim.

Veeee sonunda 3. senemize girmeden Türkiye'ye, İstanbul'a dönüyoruz. Allah'ıma şükürler olsun ki ben kafayı sıyırmadan bu haber geldi.

Susuzluk da olsa, trafiği bezdirse de, elektirk de kesilse, kaldırımı bile olmasa, sürekli gürültü keşmekeş içinde de olsa İstanbul'u ancak İzmir'e değişebilirim. Anladım ki ben Avrupa insanı değilim.Buraların sürekli insanı boğan havasına, yağmuruna, deniz olmamasına, insanlarının soğukluğuna,bireyselliğine, ukalalığına, servisin heryerde her sektörde tek kelime ile iğrenç olmasına sinir olup durdum 2 yıl boyunca.

Tabii ki olumlu yanları da oldu burada yaşamamızın; Ahmet Taylan hayatının ilk 2 senesini çok şanslı geçirdi; ne yazık ki kardeşi sosyal açıdan o kadar şanslı olamayacak. Bizler burada hiç unutmayacağımız dostlar kazandık. Birazcık fransızca öğrendik, dünyanın heryerinde, birlikte olduktan sonra yaşayabileceğimizi öğrendik. Çoçuklarımıza da iyi birer örnek olacağız umarım; onların ufuklarını açması ve cesur olmaları için.

Sanırım Temmuz'dan itibaren Türkiye'de olacağız; herhalde İstanbul'a tam anlamı ile yerleşmemiz Eylül ayını bulur.

Yapılacak çok iş var ve bu sefer 2 küçük çoçuğum var, bakalım neler olacak."

27.5.08

Abi-Kardeş

Annem diyor ki;

" Günler su gibi akıp gidiyor; bebiş büyüyor; Ahmet Taylan ise kocaman oldu bile. Mehmet Levent'in hayatı emme, alt değiştirme, yıkanma, uyuma, gaz çıkarma şeklinde geçiyor şimdilik. Gece uykuları hala çok düzensiz; saat başı uyanıyoruz. Ben sürekli emzirme modundayım zaten; unutmuşum emzirmenin bu kadar vakit aldığını; neyse ki 4 aydan sonra düzene giriyordu diye hatırlıyorum; umarım yanılmıyorumdur. Ahmet Taylan ise sonunda çıt çıtlı bodylerinden kurtulup boxer- atlet moduna geçti ki; yeme de yanında yat kıvamında bir küçük adamcık oldu. Bu geçiş; tuvalet alışkanlığımızın birinci adımı. Zaten şu an en büyük boy bez bile küçük geldiği için ya çişini söyleyecek ya çişini söyleyecek!!! Yaz tatilimize az kaldı; o zaman bez de çıkacak inşallah. Artık elimizde vileda arkasından koştururuz küçük adamın.

Ahmet Taylan'da sanırım kardeş yüzünden şiddetli gece ağlamaları başladı; ne yazık ki çoçuklardan biri uyuyor diğeri uyanıyor. Mesut çok yardımcı oluyor geceleri; yoksa ben dayanamazdım zaten.

Umarım bu hafta Mehmet Levent'in pasaport ve nüfus cüzdanı işlemlerini halledeceğiz.

Derya'nın doğumu yaklaştı; bu haftasonu O'nun baby shower'ı olacak."